Cuma, Aralık 22, 2006

Podcast_2 : Boy Boy, Renk Renk Sintisayzır

Moog merkezli serbest çağrışım ve birkaç birşey daha:









1. Jean Jacques Perrey - Porcupine Rock (2:18)
2. Uilab - St. Elmo's Fire (radio) (4:07)
3. Hot Butter - Popcorn (2:30)
4. Raymond Scott - Cindy Electronicum (1:57)
5. Andrew Kazdin & Thomas Z. Shepard - Malagueña (Lecuona) (3:20)
6. Solvent - Built-In Microphone (4:35)
7. Soft Pink Truth - Everybody's Soft (4:25)
8. Puss - 3step (3:02)
9. Paavoharju - Ilmaa Virtaa (2:48)
10. Kevin Blechdom - Speeding Up (3:36)
11. Gang Gang Dance - Untitled (4:33)
12. This Heat - Sleep (2:15)

128k mp3 - 64k mp3 - stream

dzt tarafından hazırlanmıştır.

Pazar, Aralık 03, 2006

Danielsson, Dell, Landgren - Salzau Music on the Water (2006)

İsveç’in yaramaz çocuğu Nils Landgren, klasik müziğe yatkinlığıyla da bilinen yetenekli basçı Lars Danielsson ve vibrofon çalan Christopher Dell bu senenin en ilginç ve güzel albümlerinden birini ortaya çıkartmışlar.

Esasında “Music on the Water” Ilya Kabakov ve Vlademir Tarasov’un Salzou’da ki bir göl üzerinde bulunan iskeleye yaptıkları enstelasyonun adı. İşlenmemiş ahşaptan yapılmış, gayet sade, etrafı börtü böcekle dolu bir ortamda bulunan iskelenin üstündeki direklere çatal, bıçak ve demir borular asmışlar. Doğanın da yardımıyla gerçek müziği yapmaya yönelik ilginç bir çalışma ortaya çikmiş.

2005′te düzenlenen Jazz Baltica Festivali sırasında üçlü bu mekanı keşfetmiş ve sabahın 5′inde enstümanlarını kaptıkları gibi iskelede çalmaya baslamislar. Tamamen emprovize olan kayıtta Act‘in mükemmele yakın kayıt teknolojileri sayesinde çevredeki herşeyi duymak mümkün. Göle dalıp çıkan kuğular, çevrede öten kuşlar, müzisyenlerin ıslık ve konuşma sesleri ve tabii ki tepede birbirine vurup ses çıkaran (neredeyse müziğin esas enstrümanı gibi tinlayan) metal parçaları.

Albüm genelinde çok dingin. Zaten kuştu böcekti derken iyice tatilde hamakta yatmış, hafif rüzgar eserken kestiriyormuşsuunuz gibi bir hisse sahip olmanızı sağlıyor. Evde kös kös oturulan sıcak yaz günlerinde iyi gider.

Pazartesi, Kasım 27, 2006

Podcast_1 : Taze Çağdaş


İlk podcastimiz hayırlı olsun.
..A Hawk and a Hacksaw - Marcmaillette
..The Instruments - Seems So Far
..Holy Fuck - Korock
..Shy Child - TV Tunnel
..Tsukimono - Bit my leg off
..My Cat is an Alien -
Into the Sleeping Beauty Galaxy
..Salvatore - Rainbo
..Nudge - Remove Ya

abone ol*

mp3 olarak indir

* linki rss desteği olan bir çalıcıya sürükleyin.

Salı, Kasım 14, 2006

Instal 06_cesur yeni müzik

Instal 06 13, 14, 15 Ekim tarihlerinde TheArches'da (Glasgow) oldu bitti.

Underground müzik ve film destekçisi Arika düzenledi.

Kendisi ve kendi çevresi hakkında bir şeyler
çığırmak isteyen cesur müzisyenler, sesi
denediler, sonra kaybettiler, daha sonra bulup ittirdiler.

Akilda kalanlar; The Arches'in kocaman kemerlerini titreten ve kulakları sağır eden Maryanne Amacher, japon saykodeliği Sachiko, deneysel ve tanımsız Keiji Haino ve Tony Conrad....

Performansların kayıtlarını buradan dinleyip izleyebilirsiniz.

Pazar, Ekim 29, 2006

Sensational Meets Kouhei


Sansasyonel.
Hasta prodüksiyonların labelı Wordsound, 1996 da Brooklyn'li dealer Colin Julius Bobb nam-ı diğer Sensational'ın ilk albümü Loaded With Power'ı yayınladığında herkes bunun büyük bir şaka olduğunu sandı. Loaded With Power'ın fazlaca uydurulmuş bir kelimeyle lo-fi dark dub-hop diye tanımlayabileceğimiz soundunun Fat Beats'in raflarındaki çoğu albümde etkisinin hissedildiği 2003'te bile -ki ben bu albümü ilk defa dinledim- Sensational benim için büyük bir şakaydı. Büyük ihtimalle Fat Boys'dan çalınmış bir drum machine, bir four-track, saçmalığın sınırlarında gezen sözler ve oldukça pilot bir MC...

Şakanın diğer serileri diğer hasta label Ipecac ve bu öncekilere göre bir hayli ağırbaşlı Matador Records'da devam etti. Değişen pek birşey olmadı. Sensational, albümlerindeki düşük müzikal kalite ve kural tanımazlıklarla ağır bir şekilde alay edip duran eleştirileri hiç umursamadı. Saçmalığın ve kayıtlardaki marijuanın dozajı gitgide arttı.

Yurt dışına çıkış yasağı kalkan Sensational bol marijuanalı konserlerine Avrupa ve Japonya'da devam etti. Japonyayı "gürültü mimarı" Kouhei ile turlarken 5 saatliğine Osaka'da bir stüdyoya girip bir de albüm çıkardı. Prodüksiyonu ve beatleri Kouhei'nin üstlenmesi sayesinde öncekilere göre bir hayli farklı bir Sensational albümü ortaya çıktı. Ayrıca albüm bir Spectre ve bir Autechre remixi içeriyor.

yazan: çağlar

Salı, Eylül 19, 2006

İki Alana Bir Bedava

Yndi Halda yakın zamanlarda görünür hale gelen Canterburyli bir topluluk. İlk 45'liklerinin kaydına 2005 yılında başlayıp 2006'da bitiriyorlar.

Explosions in the Sky ilk albümünü 2000'de çıkartmıştı; GY!BE ise 1994'te.

Bu yazıyı sadece Yndi Halda'nın, bu iki grubun zamanında orjinal olmuş olan soundları ve parça yapılarının üzerine hiçbir şey koymadan albüm çıkartmak için çok geç kalmış olduklarını düşündüğümü ifade etmek için yazıyorum.


Götümü yesinler

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

Portishead yeni şarkı yayınladı, albüm yolda(ymış)

Neredeyse on senedir ortalıklarda görünmeyen trip-hop devi Portishead, yeni albüm için çalışmakta olduğunu açıklamış. Hatta kanıt olsun diye parçalardan birini internetten yayınlamış: "Key Bored 299 03"

Grubun söz sahibi elemanı Geoff Barrow'a göre parçaların daha baya toparlanması gerekiyormuş. Yayınladıkları enstrümantal parçadaki sadelik ve özellikle vokalsiz oluşu (neredesin Beth?), yeni albüm için daha pek heyecanlanmamamız gerektiğini ima etse de, duman çıkan bir yerde ateş olacağı gerçeğini değiştirmiyor.

kaynak

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

Them Shepherds


""Them Shepherds`ın şık logosu""
Helsinki´nin tüm soğukluğu ve Finlandiya´nın son eurovizyon başarısı(zlığı) bir tarafa ne soğuk ne de sıcak ama oldukça lezzetli bir müzik sunan Them Shepherds sanat öğrencisi iki gençten oluşuyor. Gitarda Tuomas Laitinen ve bilgisayarda Aku Raski kendi deyimleriyle "insan ve makinenin kötü niyetli birlikteliğini" yaratmaya çalışıyorlar. 2005´de çıkardıkları EP´leri bu yeni gruptan çok şey bekleyebileceğimizi gosteriyor. Bir barda sohbet ederken kendi müziklerini "eşcinsellere karşı hoşgörülü kamyoncu müziği" olarak tanımlasalar da politik olarak uygun olmayabilecek bu tanımın arkasında duracaklarindan emin değilim.
Finlandiya Çağdaş Sanatı sergisi kapsamında İstanbul'a geldiklerinde, Babylon´da konser veren grubun müziğini tanımlamak hem kolay hem de zor: Elektronik Rock davul makineleri ile gitar ve vokali çok iyi bir şekilde harmanlayabilen bu grup icin yeterli bir tanım degil... EP' lerindeki özellikle Stompers elektronik bir parça gibi başlarken Tuomas' ın gitar ve vokal ile dokunuşları sayesinde bambaşka bir etki yaratıyor. Belki de kendi samimi tanımlarına güvenip dinlemek ve ona göre karar vermek lazım.

Cuma, Haziran 23, 2006

Epitonic geri döndü

Bundan bir ay öncesine kadar bile Epitonic'e her girişimde karşımda Tv on the Radio'nun 2004 çıkışlı Desperate Youth, Blood Thirsty Babes albümü duruyordu. Ama yine de henüz Last.fm çıkmamışken radyosu en güzel ve grup tanıtımları en doyurucu siteydi benim için. Epitonic.com'da o zamanlar dinleyip Soulseek'ten bulamadığım albümleri gördükçe çıldırırdım. Ve şimdi yeni arayüzü ile karşımda...
Ancak bir takım değişiklikler olmuş, öncelikle artık ücretsiz bir üyelik gerektiriyor. Yeni tasarımla eski kullanım biraz değişmiş ama alışılınca kolay geliyor yine. Az reklam alması çok hoş. Her grubun ilişkili olduğu gruplar her zaman ki gibi detayıyla açıklanmış.

Ve diyorum ki; özellikle bağımsız şirketlerin takipçilerini, yeterince doyuracaktır.

Ortamda bardak kırıldığında gerginlik azalır.


Storm and Stress

Storm&Stress - Don Caballero'nun üçte ikisi, tamamlayıcısı ve şeytan ikizi--tam bir rahatlık içinde çiseleyen gitar, sağanak atan davul, kırılgan bas ve mırıldayan/geveleyen vokallerin serbest salınımı.

Don Caballero'nun parçaları ne kadar sıkı örülmüşse Storm&Stress de o kadar gevşek, çözülmüş bir çözelti--gene de her an çıldırıyorlar, ve gereğinden fazla karışık olmayan ritmlerden başkısını asla kullanmıyorlar hatta yaptıkları müzik tamamen aritmik. Arkada fonda devam eden, tekrarlı bir ritm yok; davul veya bas parçanın altyapısını oluşturmakla meşgul değil; altyapı olsa bile gitar veya vokal(veya keman) altyapıya uyacak türden değil. "Serpişen bir müzik", evet-evet. Sürekli kendi kendine söylenen gitar dışında tüm enstürmanlar ve vokaller istedikleri zaman parçalara dahil oluyorlar ve her parçanın gidişatı defalarca değişiyor--Tam olarak tanımlanmayan hatlar içinde sürekli akan Storm&Stress VURGUSUZ! VURGUSUZ! VURGUSUZ!, alabildiğine özgür ve şaşırtıcı bir şekilde rahatlatıcı.

1997'de Steve Albini prodüktörlüğünde çıkan, grupla aynı adı taşıyan albümleri kesinlikle evcilleştirilmemiş. Yoğun ve talepkar bir dinleme tecrübesi sunuyor.
1999'da Jim O'Rourke prodüktörlüğünde çıkan Under Thunder & Fluorescent Lights albümleri ise sadece yüzde iki aromalı-çok seyreltik aynı zamanda çok karmaşık fakat cidden tatlı. Çok hafiften ve derinden tebessüm ediyor; dinleyiciye de aynısı yaptırmaya çalışıyor.

Müzikte ritm ve uyumu sadece iki albüm için bile olsa yeniden kurgulayan Storm&Stress biricik.

Cumartesi, Haziran 17, 2006

Sıkıcı Pazartesi Sesleri @ Papilion


Bu pazartesi ve her pazartesi.

Cuma, Mayıs 26, 2006

İnce ruhlu deneysel rap: Subtle


Yeni beyaz ceketlerimiz.
Her taraf rap ve hiphop kaynarken hiç bundan bahsetmek istemiyorum ama bu dünyanın en şirin sakin ince ruhlu deneysel rap grubundan bahsetmek zorundayım. cLOUDDEADe kadar bu müziğin diğer yüzünü görmemiştim sanırım, ya da görmek istememiştim ama resmen sonsuz bir kuyu olduğunu farkettim. Her türe girip çıkıp altüst edip ve bi de üstüne çook popüler olabiliyor. Rapin her yere burnunu sokması oldukça rahatsız edici olsa da Subtle'ın geldiği nokta beni o kadar tatmin etti ki anlatamam. Ama gerçekten anlatamam çünkü korkunç farklı yerlere gidebiliyolar ve durmadan değişiyolar. Hem de rahatsız etmeden ve harika fikirlerle oluşturulmuş bir kompozisyon içinde. (İlk kayıtları Earthsick'te ambient başlayıp rocka dönüştüklerine, sonunda da free jazze bağladıklarına bizzat şahit oldum, gerçi Earthsick sonraki albüme kıyasla biraz daha dengesiz.) Jazzy looplar, cızırtılar klikler, sonsuz enstrüman, orkestrasyon, canlı davul harika kulak doldurucu bir müzik yaratıyor ve bunun yanında sakin kalabiliyolar. Bu çokseslilik içinde de Doseone'ın (cLOUDDEAD) vokalleri durmaksızın devam ediyor ve sonsuz dönüşüme katılıyor tabii ki. Onlara hiphop demek garip geliyor bana, ama heralde parçalarda sabit kalan tek şey vokaller. Bu arada şaşırtıcı şekilde müziklerinin gerçekten duygusal olduğunu düşünüyorum, biraz şarkı sözlerinden belki ama sanmıyorum genel olarak öyle bir hissiyatı var.
Subtle, altı kişi; üç keyboard, üç sampler, bir davul,bir elektronik davul ve bir elektro-çelloyla Oaklandde 2001den beri ev kaydı yapıyor ve 2004te A New White yayınlıyor. Şu sıralar da Amerikayı turlarken her geçen gün isimlerini daha da duyuruyorlar, hatta baya ortamlara girmişler de yeni bir CD/DVD koleksiyonu çıkarmışlar hem de "featuring Mike Patton, Beck, Console, Hrvatski, Fog, and Ms. John Soda"!

Yeni Ağır Metal

Heavy Metal'in evrimi ve günümüzdeki tanımı açısından çok güzel bir yazı.

Sıkıcı Pazatesi Sesleri @ Papilion


Polis getirten gürültü orjisi. Her pazartesi 21:00'de Papilion, Beyoğlu'nda.

Boris - Pink (2006)


Pembe Metal

Adını grunge'ın babalarından, The Melvins'in Bullhead albümündeki bir şarkıdan alan, 90'lı yılların başında kurulmuş bir sludge/doom/stoner grubu Boris. Tokyo Japonya çıkışlı Boris gitarda Wata, basta Takeshi ve davul-vokalde Atsuo'dan oluşmakta. Japonya'da bir toplama albümde hayat bulan grubun Amerika'ya gelmesi ise Los Angeleslı Southern Lord sayesinde oluyor.

Bu yazıya konu olan albüm ise 2006 yılında yayınlanmış Boris'in son albümü Pink. Bazılarına göre -Boris'i önceden bilenler bu kategoriye girmekte- ilk dinleyişte Amerikanvari hissettiren Pink bunu çabuk aşıp "heavy" için yeni bir tanımlama getirebilecek seviyede olduğunu gösteriyor. Hiçbir zaman kritikleri tatmin edemeyen Boris bu albümde resmen hepsini kendinden geçiriyor. My Bloody Valentine, Sigur Ros, Isis, Sunn0))) tınıları Guitar Wolf'un garaj rock estetiği albümün eklektik tarafını kanıtlar nitelikte. Bu albümle 12 yıllık serüvenlerinde ulaştıkları en tepe noktada bulunan Boris kimilerince 21. yüzyılın metal kralları ilan edildiler bile. Eğer Boris'e bu albümle başlayacaksanız maceraya atılmayı göze almalısınız. Tek dinleyişte insanı kendine esir eden albüm detaylarını yakaladıkça orgazmik patlamalara neden oluyor. "Ağır" sesi yaratmanın öncü-deneysel tarafıyla ilgileniyorsanız başucu albümünüz Pink rahatlıkla olabilir.

Boris'i sevenler için diğer kaçırılmayacak albümler ise olmayan bir film için soundtrack olan Sound Track From
The Film "Mabuta No Ura" ve 2005 tarihli "Akuma No Uta".

Salı, Mayıs 23, 2006

King Biscuit Time - Black Gold (2006)

Şu yeni yeni gelen yaz günlerinde bize hastalıklı kış günlerini hatırlatan Beta Band'in %75'i Stephen Mason'ın yeni albümüne şurada 7.5 vermişler. 1 arttırıyoruz.

Cumartesi, Mayıs 20, 2006

Pazartesi, Mart 27, 2006

siber alemden nâmeler

normal şartlar altında hepsi kendi tanıtımını hak eden sanatçıları ve siteleri içeren özel dosyamsı bir yazı bu. altbaşlığı: "bedava müzik çılgınlığı" olabilir. iyi eğlenceler.

sanatçılar

my fun - ingiliz sanatçı justin hardison'un son projesi my fun ilk bakıştta manik enerjisi azaltılmış, daha atmosferik bir the books'u andırdırğı söylenebilir. (the books'un "lost and safe"i bizce 2005'in en önemli albümlerindendi) kolay kolay bir arada düşünmeyeceğiniz dünyevi ses kayıtları, yaylı, telli ve tuşlu akustik enstrümanlar ve dijital sesler kullanarak sakin, büyülü ve renkli ses peyzajları yaratmış. ayrıca yine sanatçının sitesinde artık yayınını sürdürmediği web zine'i "the land of"un arşivlerine de ulaşabilirsiniz.

domestic lofi inc. - (minimal) tekno ve idm tarzlarında eser verdiği iddia edilebilecek bir elektronik müzik kollektifi, türkiye'den domestic lofi. şimdiye kadar kendi başlarına yayınladıkları dört tane toplama albümleri siteden indirilebiliyor. ayrıca yeni elektronik müzik label'ımız remoov'la bir alakaları var. bağlantılı sanatçıları ara sıra peyote'de canlı izleme imkanımız var.

children of the drone - üç ingiltereli sanatçının 2001 yılında kurduğu, günümüzde yirmiye yakın kişinin katkıda bulunduğu bir müzik kollektifi. sitar, mandola ve saz gibi etnik (hatta doğulu) enstrümanlar kullanarak; beste, aranjman ya da hiyerarşik bir yapı barındırmayan müziklerine bir paha biçmediklerinden sitelerinden dağıtmayı uygun görmüşler.

podcastler vs.

famous for 15mb - adıyla andy warhol'un post-modern dünyanın bayıldığı özlü sözüne gönderme yapan site, isveçli iki gencin elinden çıkma. fark edilmeyi hak ettiklerini düşündükleri bağımsız sanatçıları 15mb boyutuna sığacak bir şekilde mp3 seçkileriyle tanıtmayı hedefliyor. genel tartışma ortamı için sitenin forumu da mevcut.

rare frequency - aslen boston college'ın radyosu wzbc'de bir program olan rare frequency, deneysel, elektronik, emprovize ve noise türleriyle kendisini tanımlamış görünse de bayağı açık görüşlü ve güncel olanla kısıtlı kalmayan bir profilde. eleştiriler ve haberlerin de bulunduğu sitesinin en önemli yanı haftalık podcastleri. (son zamanlarda dünyada yükselen bir trend olan 70lerin saykadelik türk müziği ile ilgili programa özellikle dikkat)

brainwashed.com - deneysel müziğin her türüne gönülden (ve hatta organik) bir şekilde bağlı olan geniş kapsamlı bir site. coğu önemli grubun (örneğin; matmos ve godspeed you black emperor) resmi sitelerini içinde barındıran sitede haberler, tanıtımlar ve eleştiriler mevcut. ama asıl önemlisi devamlı yayında olan web radyoları ve haftalık podcastleri.

wire - misyonu kolay ulaşılamayan müzikleri tanıtmak gibi bir şey olan, konusundaki en prestijli dergi wire'ın sitesi. dergide adı geçen sanatçılardan seçme -ve yer yer siteye özel- mp3ler ve hatta bir video arşivi var. ayrıca derginin eski sayılarından bazı yazılara da ulaşılabiliyor.

ve son olarak;

ideologic - metal'in son yıllarda gördüğü en büyük figürlerden; sunn0)), khanate ve lotus eaters gibi grupların esas adamı ve zihin açıcı plak şirketi southern lord'un kurucularından stephen o'malley'nin kişisel sitesi. aynı zamanda plak şirketinin çizgisinin tam kapsamlı bir kültürel akım haline gelmesinde önemli yeri olan görsellik aleminin de yaratıcısı, önemli bir grafik tasarımcı kendisi. sitesinde kendi projelerini, plak şirketine bağlı grupları ve takip ettiği sanatçıları tanıtan bol fotoğraflı - flyerlı - posterli ve mp3lü bir blogu var.

bu son alakasız fotoğraf da oradan. sunn0))'nun drone-metal devi earth ile paris'te verdiği konserin afişinin bulunduğu bir duvar. rastlantıya bakın ki, tam o sıralarda paris'te bir tarkan konseri de olacakmış ve iki konserin posteri yanyana düşmüş. benzer bir olaya buralarda da rastlamak dileğiyle.


bu posteri stephen o'malley'nin tasarladığını sanmıyorum

Perşembe, Mart 23, 2006

Uzay Dangelen


Shalabi Effect

Bayanlar, baylar; on yıldır tanımlanamayan müziklerin içine atıldığı Post-rock türünün çapı dışına çıkmaya başladık. Kemerlerinizi bağlayın, Shalabi Effect’le uzaya gidiyoruz. (ezan sesi duyarsanız panik yapmayın)

Tanımlaması güç, varolan türlere sığmayan bir müzik topluluğu Shalabi Effect. Hatta bazen “müzik” kavramının sınırlarını bile aşıyorlar. Genelde post-rock türü altına konulsalar da müzikleri tını ve yapı itibariyle post-rocktansa free jazz’a daha yakın duruyor. Yani Montreal’li hemşerileri GYBE (God Speed You! Black Emperor)’ın başka bir yan projesi veya ikizi değil Shalabi Effect.

Topluluğu özgün kılan şeylerden ilki bir doğaçlama topluluğu olması. Shalabi Effect parçalarını tek defada, ilk defada, önlerinde yazılı hiçbir nota olmaksızın çalan, kaydeden; hiçbir parçasını iki defa çalmayan, çalamayan bir topluluk. Müzikleri, tüm albümleri(Pink Abyss hariç) ve canlı performansları tamamen grup doğaçlamasına dayanıyor. Bir parçanın girişinden, bitişine; altyapısından en üstündeki kremaya kadar her ses, kendisini duyduğunuz o anda dünyaya geliyor. Aslında altyapı ve üst yapı varlığından da bahsedilemiyor Shalabi Effect’in müziğinde; duyduğunuz her ses her an sadece var, altta ya da üstte değil sadece orada, görünürde.

Parçaların tamamen doğaçlama yapılıyor olması topluluğun müziğinin hiçbir gidişatı, teması ya da kurgusu olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine Shalabi Effect kompozisyonu çok düşünen bir grup ama topluluk kompozisyozisonlarını bilindik şekillerde yapmıyor. Genelde doğaçlamaya başlamadan önce yaratacakları parça hakkında konuşup bir tema ve senaryo belirliyorlar. Ama bu senaryolar “kırmızı ve siyahı düşünelim ve çorak topraklara doğru seyahat edelim” kadar soyut ve açık uçlu. Topluluk tam anlamıyla “konsept albümleri” yapmasa da albümlerinin genel temaları veya hissiyatları oluyor. Hatta albümlerinin ve parçalarının adları da bu temaları soyut bir şekilde betimliyor. Mesela seksi ve dişi hissiyatlı Pink Abyss albümlerinin sakin ve yumuşacık bir parçasına adı gizli bir sapkınlık katıyor(Kinder Surprise).

Topluluğun enstrüman seçimi de gayet ilginç ve çeşitli. Shalabi Effect’in dört üyesi 131 dakikalık ilk albümlerinde yaklaşık kırk enstrüman kullanıyor. Grubun müziğinde değişmeyen enstrüman yok gibi ama galiba en uzun süre sesi çıkanlar ud ve tabla. Bunun dışında topluluğun müziklerindeki diğer yoğun sesler ise neredeyse hiç kesilmeyen elektronik gürültüler ve gene çok rastlanılan alan kayıtları(kuş, böcek, rüzgar, çocuk, ezan… sesleri). Enstrümanlar arasında fermuardan drum machine’e birçok ilginç ve şaşırtıcı şey var. Topluluğun herhangi bir performansında veya albümünde ne çalacağını, hangi enstrümanlarla çalacağını veya kaç tane ve hangi konuk müzisyenlerle çalacağını tahmin etmek ise tamamen imkansız.

Avant-Garde, Space Rock, Free Jazz, Post-Rock, Sound Art, Modern Kompozisyon, Noise, Ortadoğu ve Hint müzikleri topluluğun müziğinde etkilerini görebileceğiniz, tınılarını hissedebileceğiniz türlerden bazıları. Bu çeşitlilikte ise hem Montreal’in güncel sanat ortamının hem de grup üyelerinin farklı müzikal altyapılarının payı var. Toplulukta elektrik gitar, kucak gitarı, moog… çalan Anthony Seck aynı zamanda bir yönetmen ve aktör. Ud, gitar, elektronik sesler ve çeşitli oyuncaklarla ilgilenen Sam Shalabi’ın; Detention, Molasses, A Silver Mt. Zion ve diğer gruplarla olan çalışmaları dışında; hayli enteresan, politik ve felsefi içerikli solo albümleri var. Alexandre St. Onge toplulukta kontrbas, elektrik bas çalıyor; elektronik sesler, vokaller ve çeşitli seslerle de ilgileniyor. Undo, Ci Dy, Klaxon Gueule gibi topluluklarla da çalışıyor, aynı zamanda felsefe ve edebiyat okuyor. Will Eizlini de toplulukta vurmalılar ve trompet çalıyor ve birçok başka Kanadalı toplulukla müzik yapıyor. Ayrıca topluluğa tüm albümlerinde ve birçok konserinde çeşitli Montrealli konuk müzisyenler eşlik ediyor.

Tür, altyapı veya enstrüman çeşitliliği ise topluluğun müziğini tek başlarına belirleyen şeyler değil; yani eklektik diye kısaca tanımlanabilecek bir müzik yapmıyorlar. Tam tersine müzikleri fena halde kendi içinde bütün. Topluluk farklı enstrümanları ve stilleri ses paletlerindeki farklı renkler gibi kullanıyor; ortaya çıkan kompozisyonun ise kullanılan ögelerin birleşiminden farklı bir bütünlüğü oluyor. Bu nedenle aslında Shalabi Effect sadece yeni bir ses sunan bir topluluk değil; onlar türlerin içinde veya arasında yer almayan yepyeni ve yüksek potansiyelli bir müziğin mimarları.

Hepsi Alien 8 etiketli dört albümü var topluluğun. Shalabi Effect s/t adlı ilk albümlerini, aslında GYBE ile yarı yarıya kırışacakları bir split cdyi doldurmak için stüdyoya girdiklerinde kaydetmişler. Kaydı bitirdiklerinde ellerinde kalan kullanılabilir materyal çift cdlik bir albüm çıkarmaya yetmiş. Fena halde fezai olan albüm topluluğun gelmiş geçmiş en iyi uyuşturucu albümlerinden birini yapma arzusunun sonucu. Ayrıca grubun bir oturuşta dinlenmesi en zor ama en doyurucu albümü.

İkinci albümleri The Trial of Saint Orange ise ilk albümden daha derli toplu ve yoğun. Albümde üç ana hareketi oluşturan yedi farklı parça var. Üçüncü albümleri Pink Abyss ise grubun “pop” albümü. Piyasa potansiyelinin yakından bile geçmeyen bu albümü topluluğun pop albümü yapan şey ise bu albümdeki parçaların bilinen anlamda bestelenmiş olması; bu da Pink Abyss’i topluluğun en garip albümü yapıyor. Hatta albümde akılda kalıcı melodiler bile var(!) ama gürültü ve atonal seslerle dengelenmiş durumdalar. Ayrıca albüm “Pink Abyss”(pembe yarık) adına ve Deep Throat gibi parça adlarına yakışır bir şekilde gayet erotik ve oryantal.

2006’da çıkan Unfortunately albümü ise Pink Abyssten sonra bir tokat gibi geliyor. Önceki albümün bestelenmişliğinin inadına bu albüm grubun performans kayıtlarından oluşuyor ve böylece Pink Abyss’in mali bir atılım projesinin başlangıcı olmadığını kanıtlıyor. Shalabi Effect’in bir doğaçlama topluluğu olmasından dolayı bir canlı albümün anlamı çok büyük. Unfortunately sadece topluluğun başka bir albümü değil, grubun sahnede geçen ikinci yaşamından(albüm dışı yaşamından) bir kesit. Topluluğun sitesinden haklarında detaylı bilgiye ulaşabilmenin yanı sıra; albümlerindeki parçalardan kocaman kesitler ve yayınlanmamış parçalar/konser kayıtlarını indirebilirsiniz.

(bu yazı ilk olarak basatap dergisinde yayınlanmıştır)

Çarşamba, Mart 22, 2006

Pandora' nın Kutusu

2000 yılında bir araya gelen bir grup müzisyen ve teknoloji ustasının başlattığı Music Genome Project (Müzik Gen Projesi) 'in amacı farklı müzikleri ellerinden geldikçe farklı özelliklerine (genlerine) göre kategorize etmek ve bunları birbiri ile ilişkilendirmek. Melodi, harmoni, ritm, enstürmanlar, orkestrasyon, aranjman ve tabiki şarkıları söyleme tarzları ve vokal harmoni. Bu açıdan MGP, bir grubun nasıl göründüğünden, hangi tarz içinde değerlendirildiği ve ya kimlerin albümlerini aldığı ile ilgili değil... Her parçanın bireysel olarak nasıl duyulduğu ile ilgili...

5 yıl boyunca pek çok -bilindik ya da olabildiğince yer altı- 10.000 sanatçının müziğini dinleyen ve analiz eden proje çalışanları bunu sürdürmeye de devam ediyor. Sonuç olarak bu çalışmalarını taçlandırmak için de pandora.com' u kurmuşlar.

Yeni müzikler keşfetmek için arkadaş tavsiyeleri ve ya emektar albüm dükkanlarının yerini tutamayacağı kesin olsa da kişisel bir radyo olarak düşünebileceğiniz bu sistem sevebileceğiniz yeni birşeyler duymak için çok iyi bir fırsat sunuyor.

Pazartesi, Mart 20, 2006

Tapes 'N Tapes - The Loon (2006)


İndie Rock!
İsmine aldanıp Tapes 'N Tapes'in tekno ya da tape-loop grubu olduğunu sanmayın. Post-rock grubu da değiller. Peki nedir bu Tapes 'N Tapes?

İndie rock! Evet belki çok şaşırtıcı ve yeni bir müzikle çıkmadılar meydana 2006'da. Ama bomba gibi geldikleri gerçeğini, Pavement, Wire, Pixies gibi gruplardan aldıkları ilhamla yeni bir soluk getirdiklerini değiştirmiyor bu. Albümü ilk dinleyişten itibaren tınılar, melodiler, vokaller kafanızın bir köşesine yerleşiyor. İnternet ve blog ortamları sayesinde parlayan grup Minneapolis, ABD doğumlu. Albüm 11 şarkıdan oluşmakta. Dinlerken vokali ve özellikle gitar ritmlerini, özellikle de basları indie rock efsanelerine benzetmek çok kolay. Fakat bu albümüm kesinlikle kopyacı ve tekrarcı olduğunu göstermiyor. Aksine çok mütevazı ve kaliteli bir ilk albüm.

Şu anda başta Amerika olmak üzere yoğun bir hayran kitlesi toplayan Tapes 'N Tapes çoktan tura başladı bile. E ne diyelim bize de dinlemek düşer. Sitelerinden de birkaç mp3'e ulaşabilirsiniz.

Cumartesi, Mart 04, 2006

Hadi bu kıyağımı da unutmayın: The Sands

Son zamanlarda muzdarip olduğum "at çalsın, yüzümde sabit bir gülümseme yaratsın albümü eksikliği sendromu"na ilaç gibi gelen bir husustan bahsedeceğim. Grubun adı The Sands.

Eski grubu Ui ile yarattığı hoş sadaları kalbimde hala tınıyan Sasha Frere Jones, yanına birkaç indie-rock kıdemlisi arkadaşını alıp kurmuş. Pavement'ı andıran tam bir oldschool indie rock albümü yapmışlar, plak şirketleri fark etsin diye de demolarını Sasha'nın sitesine koymuşlar.

Evire çevire dinleyebileceğiniz, klibi çıksa televizyonun sesini açacağınız şirin şarkılar. Şimdilik favorilerim "Early" ve "The Hostage Son". Demo kaydı dandikliğinin getirisi varsaydığım cayır cayır gitarlardan da vazgeçmemeleri dileklerimle buyrun mp3lere.

Cuma, Mart 03, 2006

My humps, your humps, our humps

Değer verdiğim müzik yazarı/eleştirmeni Hua Hsu'nun "My Humps" adlı kültürel fenomen hakkındaki düşünceleri. Keşke becerebilsem de çevirsem dediğim, her gencin okuması gereken nadide bir eleştiri. Çoğunluğun üşeneceğini adım gibi bildiğimden yazının kilit bir kısmını utanmadan alıntılıyorum, buyrunuz:

For all the brow-furrowing about the precise, Pavlovian engineering of hit singles, pop music is a wholly unpredictable, unstable enterprise. Lazy artists catch lightning in a bottle, bizarre throwaway jingles are greeted as bursts of quirky ingenuity, and puffy bits of melodrama accidentally become the catchiest thing ever. This is the weird appeal of the radio (or however you get your populist fix): Anything—good, bad, or otherwise—can sound genuinely perfect for a summer. If an Awesomely Bad pop song survives a few years and enlivens a party sometime down the line, so much the better.

Perşembe, Ocak 05, 2006

2005 Video Sıralaması

Bir diğer 2005 değerlendirmesi de bu seneki videolar için. Bunu yapan ben değilim ama çoğu seçtiğine katılıyorum. Derlemenin en güzel yanı bütün videoları izliyor olabilmemiz.