Cuma, Aralık 30, 2005

ModernRok 2005 Seçmeleri

Deerhoof - The Runners Four
Jesu – Jesu
Boredoms – Seadrum / House of Sun
Black Dice - Broken Ear Record
The New Pornographers - Twin Cinema
Art Brut - Bang Bang Rock & Roll
Lightning Bolt - Hypermagic Mountain
Paavoharju – Yhä Hämärää
Oneida - The Wedding
The National - Alligator
High on Fire - Blessed Black Wings
The Drift - Noumena
Sunn 0))) - Black One
Stephen Malkmus - Face the Truth
Wolf Parade - Apologies to the Queen Mary
Boards of Canada - The Campfire Headphase
Lcd Soundsystem - Lcd Soundsystem
Bellini - Small Stones
Mia - Arular
Bongzilla - Amerijuanican
Broadcast - Tender Buttons
The Books - Lost and Safe
Serena Maneesh - Serena Maneesh
Jackson & His Computer Band - Smash
The Fall - Fall Heads Roll
Vitalic - Ok Cowboy
Black Mountain - Black Mountain
Bloc Party - Silent Alarm
Queens of the Stone Age - Lullabies to Paralyze
Shipping News - Flies the Fields
Sufjan Stevens - Illinois
Roisin Murphy - Ruby Blue
Animal Collective - Feels
The White Stripes - Get Behind Me Satan
Kanye West - Late Registration
Clor - Clor
Why? - Elephant Eyelash
Duman - Seni Kendime Sakladım
M83 - Before the Dawn Heals Us
The Clientele - Strange Geometry
The Constantines - Tournament of Hearts
Jamie Lidell - Multiply
Dead Meadow - Feathers
Khanate - Capture & Release
Franz Ferdinand - You Could Have It So Much Better
Replikas - Avaz
Corrupted - El Mundo Frio
Earth - HEX Or Printing In The Infernal Method
The Wilderness - The Wilderness
Shining - In the Kingdom of Kitsch You Will Be a Monster
Sleater-Kinney - Woods
Dalek - Absence
Super Furry Animals - Lovekraft

bir de:

Lichens – The Psychic Nature of Being
Low - The Great Destroyer
Om: Variations on a Theme
M. Ward - Transistor Radio
dEUS - Pocket Revolution
American Analog Set - Set Free
Broken Social Scene - Broken Social Scene

son dakika golleri:

Brakes - Give Blood
The Like - Are You Thinking What I'm Thinking?

güle güle:

Morrissey - Live At Earls Court

2005 Konser Kritiği (bir hayli kişisel)

1) Korn - 3 Eylül - Rock'n'Coke
2) Sonic Youth - 30 Mayıs - Maslak Venue
3) Esbjörn Svensson Trio - 10 Aralık - İş Sanat
4) Jon Spencer Blues Explosion - 13 Mayıs - Babylon
5) Replikas - 12 Mayıs - İTÜ Taşkışla Bahar Şenliği

Afrirampo, Anathema, Kings of Convenience, Garbage ve Jamie Cullum da plaselerim.

Pazartesi, Aralık 12, 2005

Warp işini bilir, işte size: Battles!

Caiz olduğu şüpheli bir tabirle "akıllı dans müziği*nin kalesi" - Warp Records yeni keşfi Battlessunar. Şüpheli diyorum; rock menşeili grupları da renklerine bağlamak suretiyle başka kalelerde de gözlerinin olduğunu hissettiriyorlar. Keza son hamleleri de bu doğrultuda.


gençlerin karizması tamam


Karşımızda indie rock / avant-garde dünyasından basbayağı bir süpergrup var: Don caballero'dan Ian Williams, Helmet ve Tomahawk'ta davul çalan John Stanier, Lynx'ten Dave Konopka ve en son Prefuse 73'le yaptığı çalışmalarla ününü pekiştiren avant-jazz elektronikçisi Tyondai Braxton.

Her süpergrubun eti yenmez belki ama; şu ana kadar yayınladıkları Ep'lerde indie rock'ın Louisville geleneğine göz kırpan, nerede mekanik nerede organik gideceği şahane ayarlı besteleriyle harikulade bir formül yakalamış bir grup söz konusu.

Warp'un da iddia ettiği gibi canlı izlemenin olağanüstü hazlar yaşatacağını hissettiren, gidenler için Sonar ve All Tomorrows Parties gibi prestijli festivallerde bunu ispatlamış dörtlü önümüzdeki aylarda Avrupa ve Birleşik Devletler'i turlamaya devam edecekmiş.

*intelligent dance music

Perşembe, Aralık 01, 2005

“You are a runner/And I am my father's son”


""Kurt Çetesi""


-Sen bir kaçaksın ve ben babamın oğluyum….


Wolf Parade albüme ismine yakışır bando vari davul ve klavye vuruşlarına eşlik eden ve yukarıda geçen sözleri bağıran vokalistlerden Spencer Krug’ un sesiyle başlıyor... Montreal’ den yola çıkan indie bandosu 2005 Sub Pop’ dan çıkan albümleri “Apologies to Queen Marry” ile profesyonel ve amatör eleştirmenlerden çok iyi bir not alıyor.

2003 yılında Montreal’ li indie grubu “Arcade Fire” ın ön grubu olarak ilk perfomanslarını gerçekleştiren “Wolf Parade” ardından çıkarttıkları iki EP ile Modest Mouse’ dan Isaac Brook’ un ilgisini çekerek Sub Pop’ a geçiyor. Özellikle 90’ ların Modest Mouse’ u ile karşılaştırılan grup (neden acaba?) 2005’ de çıkan iyi sayıları her gün artan indie gruplarının arasından özellikle vokalistlerinin inanılmaz –ve de uyumlu performansları ile sıyrılmayı başarıyor.

Yumuşak ama cereyanlı gitar ağırlıklı pek de teknolojik olmayan “Wolf Parade” Dan Boeckner, Spencer Krug, Hadji Bakara, and Arlen Thompson dan oluşuyor. Boeckner ve Krug birbirinden pek de benzeyen sesleri ile albümdeki farklı şarkıları söylüyorlar. Krug Bowie vari sesini “Dear Sons and Daughters of Hungry Ghost” de bizlerle iyice tanıştırırken,Boeckner daha klasik söyleşini “Shine a Light” da gösteriyor.

Tüm bu güçlü referanslara rağmen albüm dikkatle bir dinlemez ise insanın kulağından kaçıp gidebilir.. Gerçekten iyi bir dinlenme ile o sıkıcı günde uğraşmanız gereken bir sürü abuk sabuk iş var ve aslında sizin istediğiniz çok farklı birşey iken Krug’ un“Now we'll say it's in God's hands /But God doesn't always have the best goddamn plans, does he?” (tamam diyeceğiz ki herşey tanrı’ nın elinde. Ama tanrı da her zaman kahrolası en iyi planları yapmıyorki, değil mi?) diye bağırdığını farkettiğiniz de sesiniz ve kulağınız ne kadar kötü olursa olsun ona eşlik etmemek için kendinizi zor tutacaksanız-hatta belki de tutamayacaksınız. Özellikle Krug’ ın delicesine haykırışı belki o etrafta olup bitten her saçma sapan şeye sizing bir tepkiniz olacak.

“Wolf Parade” hayatınızda çığır açacağını söylemek zor fakat iyi bir dinleyici iseniz gününüzü değiştirebileceği kesin… Bazılarımızın aradığı da tam olarak ikincisi…

Salı, Kasım 29, 2005

What's a Deerhoof? It is a band.


"Geyiktoynağı"
Modern Rok'u yaşatma çabalarının ilk meyvesi olan bu yazının konusu Deerhoof. San Francisco'dan çıkma "şekermelodinoisepostrock - experimentalindiepop" grubu 94 yılı civarlarında vücut buluyor. Grubun ilk kadrosu davulcu Greg Saunier ve gitarist Rob Fisk'den oluşuyor. Bu kadro 95 yılında "Return of the Woods M'Lady"yi çıkarıyor. O zamana göre ilginç sayılabilecek müzikal eğilimleri, kulak tırmalayıcı melodileri! ve no-wave'e selamları Deerhoof'un ilk halini tanımlayacak sözcükler. 96 yılına gelindiğinde ise gruba -belki de- Deerhoof'u Deerhoof yapan "şarkıcı/basçı/japon" Satomi Matsuzaki katılıyor. Matsuzaki'nin bitmek bilmeyen enerjisi, çocuksu ve çığlık atsa 3 kişiyi öldürecek sesi, gürültüyü her türlü evcilleştirip kafaları karıştıran Deerhoof'un vazgeçilmezleri arasına giriyor. Grup trio olarak 97 yılında ilk albümleri olan SonicYouthdanfeyzalmışBoredomsvari "The Man, the King, the Girl"ü Kill Rock Stars'dan yayınlıyor. 99 yılına gelindiğinde ise Fisk'li dönem yayınlanan "Holdypaws" eşliğinde kapanıyor. Bu albüm ise kolaylıkla şarkı sıfatını alabilecek parçalar barındırması ve Blonde Redhead vari tınıları nedeniyle yeni başlayanlar için Deerhoof albümü oluyor. Fiskli son albüm "Halfbird" ise 2001'de yayınlanıyor.

Fisk'in ayrılmasıyla boşalan gitar kontenjanını dolduran John Dieterich, gurubun tarihindeki en belirgin "sound" değişimini de beraberinde getiriyor. Yıl 2002'yi gösterirken Deerhoof o güne kadarki en ulaşılabilir ve kritiksevindiren albümleri olan "Reveille"i 5 Rue Christine'den yayınlar. Beyne zarar şarkılar; bipler, bibipler, epileptik davul yağmurları, sert gitar riffleri, şeker kaplı vokalleriyle Reveille gelmiş geçmiş en başarılı Deerhoof albümü olma şerefini taşıyor.(daha runners four a gelmedik duzt, sakin ol.) Reveille ile ticari başarıyı da tadan Deerhoof, her albümde olgunlaşıyor ve formüle koyulacak malzemenin miktarı konusunda mükemmelliğe doğru yol alıyor. 2003 yılında ise Deerhoof'a yeni bir gitarist, Chris Cohen, katılıyor. Bu yıl içinde çıkan "Apple O’" ise tribülanslardan arınmış, sakin ama en az bir öncekinde olduğu gibi fantastik bir yolculuk vaadediyor, ama yolculuğu havada kesmiyor. Süper dörtlü 2004 yılında ise "Milk Man" isimli, ilham meleği rolünde illüstratör Ken Kagami'nin yarattığı "milkman"in oynadığı albümü kaydediyor. Milk Man önceki iki albümün gölgesinde kalsa da herhangi bir Deerhoof albümü kadar şaşırtcı ve başarılı bulunuyor. Ve geliyoruz 2005'e. "The Runners Four", ki Deerhoof'un şu ana kadar kaydettiği her şeyden uzun, en eklektik ve kabaca en dinelenebilir albümü, bizi alıp esir ediyor her saniyesine, her şarkısına. Ayrıca Deerhoof bir şeyi daha kanıtlıyor, o da formülü bozmadan sadece oranlarla oyanayarak ne kadar farklı iksirler, zehirler yapılabileceğini.

Kill Rock Stars'dan babanız çıksa yiyin, Deerhoof'u sev(e)miyorsanız ölün.

Çarşamba, Ekim 12, 2005

Cat Power Babylon'da...


Güzel mi güzel Chan...
Matador Records’un bebeği Cat Power olarak bilinen Chan Marshall 8 Kasım Salı günü Babylon’da sahne alacak.

Ham içtenliğini, ruhumuza dokunan acıklı boğuk sesini piyanosuyla, gitarıyla birleştiren Chan (ingilizcede Shawn olarak söylenir), New York sahnesine Liz Phair’in ön müzisyeni olarak adımını atar. Bu sırada tanıştığı Sonic Youth’un davulcusu Steve Shelley ve Two Dollar Guitar’ın Gitaristi Tim Foljahn ile 'Dear Sir' (1995) ve 'Myra Lee' (1996) albümlerini kaydeder.

1996 yılında Yo La Tengo, Jon Spencer Blues Explosion, Guided By Voices, Mogwai, Pavement gibi alemi kasıp kavuran bir çok grubu çatısında barındıran Matador Records ile anlaşan Chan, 1998’de 'Moon Pix' albümüyle bağımsız rock camiasında bomba gibi patlar, eleştirmenlerden tam not alır. Bob Dylan, Mick Jagger, Lou Reed gibi babaların şarkılarını yorumladığı 'The Cover Record' (2000) albümü ile Amerikan halk müziğine keskin, acıklı yepyeni bir yaklaşım getirir. 2 yıllık bir aradan sonra 'You are Free' albümü ile müziğini özgürleştirir. Bu özgürleşmede destekçisi Pearl Jam'in solisti Eddie Vedder'ı da unutmamak gerek.

Cat Power’ın yepyeni albümü 'The Greatest' (adına bakmayın, eski şarkılarını içeren toplama albüm değil! ) 24 Ocak 2006 tarihinde piyasaya sürülecek!

Not: Büyük bir ihtimalle İstanbul’daki performansına tek tabanca olarak gelecek... fakat Tori Amos’tan korktuğunuz gibi korkmayın ondan...

Not2: Geceyi Bant düzenliyor.(dzt)

Salı, Ekim 11, 2005

The National - Alligator (2005)


Sarhoş timsah
90’ların sonunda Ohio’da çalmaya başlayan “The National” 2005’ e gelindiğinde hüzünlü albümleri “Alligator”u çıkartarak kariyerlerini hızlandırdıkları söylenebilir. Vokalist Matt Berninger 20’ li yaşların ortasından 30’lu yaşların ortasına hayatta nelerin değiştiğinden bahseden ve bu materyalistik dünyaya sadece kahretmek yerine bazen esprilerle de dokunan sözleriyle davulcu Bryan Devendorf’ un yaratıcı vuruşları albümün ve de grubun bel kemiğini oluşturuyor... Bazen astronotları ararken bazen de herşey için çok üzgünüm diye haykırıyor “The National”.

Müziği dinlemek kadar müziğe bakmak da lazım bazen... Kapak fotoğrafı da hani yıllar geçtikçe barlarda sarhoş olmak daha zorlaşır ve daha pahalıya patlar ve artık şarkılar ve etrafta olup biten de daha az ilgi çekici gelir... Sonra birden ayağı kalkıp tuvalete giderken bir an başınız döner kendinizden ve olduğunuz geldiğiniz yere yabancılaşırsanız ya işte öyle birşey.

Beggars’ Banquet’ten piyasaya çıkan The National - Alligator aynı zamanda çıktığı nisan ayında UNCUT dergisi tarafından ayın albümü seçilmiş. Hala müzik dinlerken içip sarhoş olmaya çalışan ve dokunaklı ama garip sohbet tarzındaki şarkı sözlerini seven herkese tavsiye edilir...

Çarşamba, Eylül 28, 2005

Afrirampo geliyor!


Gayet betimleyici bir fotograf
Biri davulda biri gitarda iki tane deli japon kızından müteşekkil rock patlaması Afrirampo, 3 Ekim'de Roxy'de!

Konser tanıtımda garage-punk, noise(rock), no-wave, female-punk (ne demekse) denmiş kendileri için. Belirtilmesi gereken daha önemli bir nokta, ilk albümlerini değerli insan John Zorn'un plak şirketi Tzadik'ten çıkarmış olmaları.

Yazılı bilgiler bir yana, bu iki çılgın kızın canlı performanslarının son derece enerjetik ve eğlence küpü olduğu anlatılagelenlerden. O kadar hoplayıp zıplarken, yerlere yatıp Japonca Japonca bağırırken ne ritim kaçırdıkları ne de rezil oldukları görülmüş. Yakın tarihte ülkemizde yaşanan geleceğin-saygıdeğer-gruplarının-canlı-performansları-patlaması gerdanlığına harika bir inci daha ekleyecek bu geceyi iki eliniz kanda olsa kaçırmayınız. (Bir metafor nerde patlar?)

(Stüdyo İmge davetiye bile dağıtıyor!)

Pazar, Eylül 25, 2005

Saykodelik Kollektivizm: Elephant Six


Aile saadeti.
Atmışların sounduna saykodelik sözleri, dünyanın en boktan distorsyon tonları, pikolodan ukuleleye duyunca tahmin edemeyeceğiniz garip enstrümanlar, ıslıkla çalınabilen gitar riffleri ve kollektif yaratımın gücü! Bugün lo-fi ya da neo-psychedelia diye müzik türleri varsa bunun sorumluluğunu Lousiana'dan dört arkadaşa yüklemek saçma olur ama yine de bir ton harika müzik onların sayesinde ortaya çıktı eminim ki.

Sözkonusu dört çocukluk arkadaşı, Robert Schneider, Bill Doss, Will Cullen Hart ve Jeff Mangum, beklendiği üzere lise yıllarında müziğe ilgi duymaya başlarlar ve -şimdi olduğu gibi- birçok projede çalarlar. Doksanların başında hepsi sırayla Birleşik Devletler'in muhtelif eyaletlerinde okumaya gidince kendileri gibi heyecanli gençleri bulup bir dizi grup kurarlar. Gelgelelim yıl 1993 olur ve Elephant Six'in üç büyükleri bu sıralarda kurulur, Will ve Jeff ve hatta sonradan Bill ,Olivia Tremor Control'a dönüşecek olan Synthetic Flying Machine'i kurarlar -ki bu aynı zamanda naçizane bir Jeff Mangum şarkısının ismidir-; Robert, Apples in Stereo'yu kurar ve oldu olacak bir de EP çıkarır bu da ortak kurdukları E6 plak şirketinin ilk releasei olur.Olivia Tremor Control da bunun üstüne "California Demise" albümünü yine E6'ten çıkarır. Olivia'dan ayrılan Jeff'in de Neutral Milk Hotel'i toplamasıyla lo-fi patlar. E6 camiası büyür. Grup elemanları kendi aralarında binbir türlü kombinasyonla onlarca grup daha kurarlar. Asla sıkılmazlar.

Ütopya bitmedi. Athens,Georgia'da bir evde bir fax makinesi, bir bilgisayar ve az buçuk bi parayla şirket ve müzikal komünite müzik üretip durdu. Birçokları çoktan büyük labellara geçmiş olsalar da kollektif ruhu korudular ve bağımsız duruşlarını kaybetmediler. Şimdi E6 kollektifi Amerika'nin dört bir köşesinde devam ederken Beulah'tan Elf Power'a birbirine oldukca yakın ama bir o kadar da özgün işler içeriyor.

Çarşamba, Eylül 21, 2005

Roots Underground - Tribesman Assault (1977)


Ahanda plak kapağı.
Jamaikalı Lloyd “Bullwackie” Barnes’ın New York’ta kurduğu Wackie's House Of Music tükkanının arkasında kurulan, Amerika’nın ilk önemli reggae stüdyosundan çıkma 1977 tarihli albüm, Rootsman Underground’un tek albümüdür. Alman teknocu Basic Channel adlı grubun Wackie’s etiketli plakları elden geçirmeye başlamasıyla, Tribesman Assault 2003 tarihinde yeniden piyasaya sürüldü.

Vokallerini K.C White ve Love Joys’un yaptığı “Open the Gates” albümün tek sözlü kımıl kımıl reggae şarkısı … Diğer kımıl kımıl şarkıları, özellikle “High Times” (adından da belli olmak üzere), Jamaica’nın bağrından kopan bitkilerin yapraklarıyla bezenmiş enstrümantel, sek dub şarkıları. Enstrumantel demişken şarkılar, davul, bas, ritim ve lead gitarlar ayrıca klavyeden oluşuyor.

Albüm hakkında daha ayrıntılı bir yorum burda var.

Cumartesi, Eylül 10, 2005

John Scofield


Pek de sevimli
Bir devden bahsederken küçük harfler ne kadar anlamlıysa, jazz gitar üstadı John Scofield için sarf edeceğim iltifatlar da o kadar anlamlı.
Şu vakitlerde 34. albümü "That's What I Say" (John Scofield Plays The Music of Ray Charles) i piyasaya sürdü. Albüm Ray Charles'ın ölümünden sora oluşmaya başlamış. 2006'da konserler için kervan başı çekcek olan John Scofield, umarız bize de uğrar. Modern Jazz'ın önemli müzisyenlerinden biri olan John Scofield, yine jazz müziğinin guruları olan birçok müzisyenle çalışmış. Bunlar arasında John Patitucci, Dave Holland, Al Foster,J. DeJohnette, Marcus Miller, Gypsy Kings gibi isimler var. Liste oldukça kabarık lakin John Scofield modern jazz müziği için bir fenomen.

"A Go Go" ve "The Überjam" albümlerine de bir kulak verin.

Cuma, Eylül 09, 2005

Live Forever (2003)


Maşallah çok manidar bir kapak
Live Forever, 90ların başında Seattle'dan dünyaya egemen olan grunge akımının altında kalan İngiliz pop/rock endüstrisinin ayağa kalkma hikayesini anlatmaya başlayan şirin ve eğlenceli bir belgesel.

Genellikle Oasis ve Blur kavgası etrafında dönenen, araya Pulp ve Massive Attack'i de sıkıştıran bir film olmuş. Geri planda bol bol Radiohead çalmasına ve bir sahnede Portishead'le heyecan yaşatmasına rağmen Britpop'u genelde iki grubun kavgası olarak lanse etmişler. İngiliz aksanıyla sorununuz varsa, (özellikle Liam Gallagher çok yorucu olabiliyor) sorun yaşayabileceğinizi de şimdiden söyleyeyim. Yine de Oasis elemanlarından bol bol bomba laf geliyor, içtiğiniz kola boğazınıza dolanabiliyor.

Damon Albarn'ın androjenden erkeğe geçişini ve Jarvis Cocker'ın o zamanlardaki halleriyle dalga geçmesinin harikalığını izleyip eski klipleri seyretmek bile yeterince keyif verici olabiliyormuş, insanı nostaljiden çatlatabiliyormuş.

Perşembe, Eylül 01, 2005

Allah'ın Unuttuğu Yer: Saddle Creek


Sakin ve sessiz orta amerika
gençliğine uygun bir kapak
1993 yılında bir kaç çocukluk arkadaşı, Conor Oberst adında, 13 yaşındaki çocuğun şarkı sözlerini yazıp söylediği bir albümü, 100 adet basıp dağıtıma başlarlar. Üç yıl sonra adı Saddle Creek olarak koyulan bu plak şirketi, bünyesinde lokal müzikleri toplayarak daha sonraları Amerikan bağımsız müzik piyasasının en gözde plak şirketlerinden biri olmayı başarmıştır. Bünyesinde Bright Eyes, Cursive, Rilo Kiley, The Faint gibi grupları barındırdığını söylersem tarzları yeterince açıklayıcı olur.

Plexi Films tarafından Saddle Creek'in 10. kuruluş yıldönümünü kutlamak amacıyla çıkartılan dvd'de şirkete bağlı olan grupların yaklaşık 50 adet canlı performansı ve gruplarla yapılmış röportajlar bulunuyor. Saddle Creek'in memleketi olan Omaha, Nebraska'da yapılan bir galadan sonra 29 Ağustos'ta piyasaya sürülmüş.

Sadece Conor Oberst denen veledin başardığı işleri görmek, "Köyden indim şehre" temalı Saddle Creek Records'un başarısını bizzat içindeki insanlardan dinlemek için bile almaya değer.

Last Days (2005)


"Smells like shit."
"It's been written that I play Courtney Love, and it's not true. I'm so upset. I don't know why people say that. I feel very sorry for her. She's been demonised and I feel sorry for anybody that's lost like that. But no, I play a character that's very dorky."

Yukaridaki sözler Gus Van Sant'ın Kurt Cobain' i anlattığı rock&roll draması "Last Days"de Courtney Love'ı oynadığı iddia edilen Asia Argento'ya ait. Proje aşamasından çekimler bitene kadar sıkıntılı anlar geçiren Van Sant, en sonunda filmle ilgili düşüncelerini açıklamış: "Bu filmi görmek ona acı verebilir."

Yapımcılığını HBO'nun üstlendiği film, 22 Temmuz'da Birleşik Devletlerde vizyona girdi. Filmin diğer ilgi çeken yanı ise, Sonic Youth'dan Kim Gordon'un bir rolle filmde yer alması, Thurston Moore'un ise filme müzik danışmanlığı yapması. Şuradan yönetmenle yapılan röportaja, buradan da filmin fragmanına ulaşabilirsiniz.

Londra ve Sri Lanka'nın Bağrından: M.I.A.


Arular (2005): Albümün kapağı müziğin
estetiğini harika yansıyıtor.
Sri Lanka'lı bir devrimcinin (anlarsınız ya) bir çeşit sürgünde Londra - Sri Lanka arasında büyüyen kızı M.I.A., gerçek adıyla; Maya Arulpragasam. Hikayesinin bizim konumuz olmasını sağlayan ise bu senenin başlarında müzik dünyasına -tabiri caizse- bomba gibi düşmesi.

Kendin-yap estetiğinin tek kişi tarafından da bir orkestra gibi gerçekleştirilebildiği günümüzde, M.i.a. da albümünü oturma odasında kaydedenlerden. (Yakın zamanlarda yine Londra'dan yeşeren Grime akımı gibi mesela)

Arular'da Hip-hop, electro ve grime gibi şeyler hissetmek mümkün. Romantik tabirle, yerinde durmayan; fıkır fıkır bir albüm. Ama onu enteresan kılan garip sample'ları, enteresan vokali ve mühim konulara değinen şarkı sözleri.

Şu sıcak yaz günlerinin sonlarına yaklaştığımız günler -hazır olun geliyor- yaza damgasını vuran bu albümü tekrar tekrar dinlemek için fevkalade uygun bir zaman. O da kesmezse sevgilisi Diplo'yla birlikte hazırladıkları Piracy Funds Terorism'i de deneyebilirsiniz.

Bu yaz Lcd Soundsystem'la turladığını belirtip iki tane güzel röportajını da ekledikten sonra bir ayrıntıyla sona erelim. Sri Lanka ve Ingiltere arasında, bizim de yakından tanıdığımız "Almancı Sendromu"na benzer bir durumda olduğunu belirtiyor ve ekliyor:
[Bir Sri Lanka gazetesi diyor ki:] Bu kız, neyin nesi bilmiyoruz ama herkes onu konuşuyor. Şarkılarında ne dediğini de bilmiyoruz ama herhalde güzel ki beğeniyorlar. Bizim de ona destek vermemiz gerekir. Her ne kadar kıyafetlerini ve şarkılarını göz ardı etmeniz gerekecekse de bizim için iyi şeyler düşündüğü belli.
Düşünüyorum da benzer bir durum bir Türk kızı için olsaydı, biraz karikatürize tabi ama, ana bağlamda çok da farklı şeyler yazmazlardı. Bütün club'lar çalardı şarkılarını o ayrı ama...

Bloc Party - Silent Alarm Remixed (2005)


Orijinal kapağın siyahı
Yıldızı kısa süre önce parlayan İngiliz art rock/indie rock grubu Bloc Party'nin 2005'te çıkan ve çok iyi kritikler alan albümü "Silent Alarm" remikslenmiş. Listede M83, Death From Above 1979, Mogwai gibi önemli isimler var. Bloc Party hayranlarına duyurulur.

Ayrıca bu hayranlar ve merak edenler şuradan bir Bloc Party röportajına ulaşabilir.

Dopplereffekt - Gesamtkunstwerk (1999)


Çok idealist bir kapak olmuş.
" Sitting in the laboratory

Conducting experiments

Analyzing data

I am a scientist "

Dopplereffekt - Scientist

Salı, Ağustos 30, 2005

Flaming Lips


Alev alev yanan dudaklar
Sıcak bir yaz sabahının insana giydirdiği rehavetle uyanan bilir, o günün ömürden 20 yıla bedel olacağını. Biraz serinlemek için buzdolabının önüne yatıp taze sebzeleri geviş getirerekten iç huzuruna koşan zat "başka bir yol!" diyerek serzenişte bulurken, The Flaming Lips gelip karaya vurur. Suyla oynaşan çakıl taşı edasıyla insanın içinde yarattığı serin deniz havası, "Yoshimi Battles the Pink Robot" albümüyle güzelim bir çiğe dönüşür kulakta. Huzur ve mutluluk omuzlarına o kadar ağır basarki dinlerken gevşeyen bedende kamburun verdiği rahatsızlık bile bu güzel albümün tadını çıkarmaya engel olamaz. Oklahomalı saykodelik alternatif rok gurubu birbirinden ferah 11 albümle türünün "sezarları" arasında yerini almış.

2002 de çıkan son albümleri "Yoshimi Battles the Pink Robot" buhran anları için bire bir. Buyrun sizde kemale erin.

Robert Moog Huzur İçinde Yat


Bir dehanın beynindekiler
Son bir iki nesildenseniz ve dinlediğiniz bir şarkıdaki "züüii" ya da "bülip" sesi hayatınıza bir dirhem renk kattıysa, sanatçısından sonra teşekkür etmeniz gereken kişi Bob Moog'dur büyük ihtimalle. (Gerçi -dinlediğiniz sanatçıya göre- çok istiyorsanız Bob'dan sonra da her eve bilgisayar girmesini ve şimdi herkesin odasında albümler kaydedebilmesine vesile olan aleti toparlayan Steve Jobs ve Steve Wozniak'e de teşekkür edebilirsiniz.)

O sesleri icat ettiğinden değil tabi; synthesizer denen oda kadar aleti ufaltıp, sadece akademik müzisyenlerin değil, mahallemizin rock grubunun da kullanabileceği bir hale getirdiğinden.

İşte popüler müzikte bir çığır açılmasında önemli bir rol oynamış bu adam, 21 Ağustos'ta beynindeki tümöre yenik düşüp aramızdan ayrıldı. Bize de yakın zamanlarda çekilen "Moog" adlı belgeseli ve belgeselin soundtrackini bir yerlerden bulup hüzünlenmek kaldı.

Klang - No Sound is Heard (2004)


Minimallikten ölecekler.
Elastica'nın gitarist/vokalisti Donna Matthews'ın, Londra'da sık uğradığı bir müzik markette çalışan Almanya doğumlu basçı Isabel Waidner ile kurduğu Klang, 2004 yılında ilk albümleri olan "No Sound is Heard"ü yayınladı. Davulcu Keisuke Hiratsuka katılana kadar elektronik altyapılı deneysel müzikler yapan Klang, üçlü haline geldikten sonra indie rock grubuna dönüşmüş. Kendi kendilerine yaptıkları bu albümde post-punk, Krautrock ve minimalist indie rock izleri görmek mümkün.

9 şarkıdan oluşan mini albüm çaldığı 27 dakika boyunca "az çoktur" felsefesini gerçekliyor. Silik vokaller, ağır ritmler, elektronik tınılar, clean gitarlar bu 27 dakikayı şaşırtıcı bir hale sokuyor. Yeni sesler peşindeyseniz Klang sizi mutlu edecektir.

Jamiroquai - Dynamite (2005)


İlginç şapka modelleri ve
JayKay
Dört sene ses soluk çıkarmayan ve A Funk Odyssey gibi hem adıyla hem içeriğiyle iddialı bir albüm yapmış olan Jamiroquai tabir-i caizse bomba gibi dönüyor piyasaya.

JayKay'in otuzbin tane arabası olduğu ve krallar gibi yaşadığı düşünülürse adamın çılgınlar gibi satıp para kazanmak için değil, cidden içinden geldiği için albüm yapmayı sürdürdüğünü söyleyebilirim. İçinden gelen de soul, funk ve disko karışımı bir müzik olunca mainstreamden gelen en iyi albümlerden birini yapmış oluyorlar. Açılış şarkısı "Feels Like It Should" albümle bir bütünlük sağlamayıp tek başına Godzilla Soundtrack'i için yazılmış gibi dursa da çok çarpıcı bir başlangıç sağlıyor. Albümün devamındaysa alışıldık Jamiroquai soundu devreye giriyor ve bütün albüm "kızlar sallansın, içkiler gelsin, gençler eğlensin, eller havaya" şeklinde devam ediyor. Özellikle "Star Child"'da bir yeri oynamayan insan kalması imkansız.

Radyolarda bol bol çalınan "Time Won’t Wait" şarkısının Türkiye'ye gelen basımlarında olmamasıysa çok eğlenceli bir durum. Sony bizi eksik albümle kazıkladı resmen.

Aman Cadılar Bayramı Elden Gitmesin


Şirin illüstrasyonlarla
taçlandırılmış bir eser.
Aralarında Sonic Youth'un Thurston Moore'undan Beck'e, Peaches'dan Malcolm Mclaren'a -nasıl derler- bağımsız rock camiasının ağır ve ortasiklet toplarından bir grup sanatçı Unicef yararına birleşip bir single çıkarmışlar. "Kuzey Amerika Cadılar Bayra'mı Koruma Ltd." olarak Türkçe'ye çevirebileceğimiz grup nedense benzer durumlarda olduğu gibi "çocukları sevelim" mesajını açıkça vermiyor;
Genç oğlanlar ve öcüler öcü kılığında
Derilerini kaplarlar, gözlerini gizlerler
*
ve benzeri mısralardaki sembolizmle kendilerinden beklenen şekilde amaçlarına ulaşıyorlar.

Şarkıdan çok efektli radyo tiyatrosunu andıran kayıt, online olarak dinlenebilmekte bile. Unicef kolaborasyonları nasıl olur bilirsiniz, o yüzden bundan da pek bir şey beklenmeyebilinir.

* Berbat çeviriye kanmayın:
Little boys and ghouls, in ghoulish disguise
They cover their skin, conceal their eyes.

Roisin Murphy - Ruby Blue (2005)


Yaşlı ve çirkin göründüğüne bakmayın,
taş gibi kendisi aslında.
Trip-hop'tan başlayıp dans pistlerinin kraliçesi olma yolunda ilerleyen Roisin Murphy, sample kralı Matthew Herbert'le birleşirse neler olur?

Modern caz, soul, funk göndermeleriyle dolu, bossanova-vari ritmleriyle sürekli hareket ettiren, sözleriyle tam "catchy" bir pop albümü. Özellikle "If We're in Love", "Sinking the Feeling", "Sow Into You" ve albümün kapanışını müthiş bir piyano baladıyla yapan "The Closing of the Doors" 12 şarkı arasından seçebildiklerimden. Albümün ilk 7-8 şarkısı öyle bir akıyor ki (ve hatta atıyor), sonlara geldiğinizi farkedip üzülüyorsunuz. Zaten Roisin Murphy'nin vokal tekniğini dinleyip de hastası olmayanları fena halde kınıyorum.

Albümün içinden çıkan kitapçıktaki Murphy resimlerini yapan Simon Henwood'u da tenzih ederim. Güzelim kadını ne hallere sokmuş.

Pazartesi, Ağustos 29, 2005

Brant Bjork & The Bros - Saved By Magic (2005)


Albüm kapağında saykadelik temalar
dikkat çekiyor.
Taşkesen Rock*'ın en saygıdeğer gruplarından Kyuss ve Fu Manchu'nun davulcusu, prodüktörü ve önemli bestekarı olarak tanıdığımız Brant Bjork inci kolye metaforuyla tanımlayabileceğimiz solo kariyerine yeni bir inci daha ekliyor.

Solo projelerinde kendi şirin besteleri üzerine çeşitlendirmeyi sürdürürken duyduk ki, bu albümde birlikte çaldığı "biraderleri" ile bir grup gibi çalışmışlar. Kariyerinin de boş olmadığını belirtir, hepinizi Brant'la soğuk çöl gecelerine bekleriz. (Şuradan bir şarkıyı dinleyip görmek mümkün)

* Stoner Rock

Nine Black Alps


Yakışıklı çocuklar gördüğünüz gibi.
MRM'nin albüm/grup tanıtımı Nine Black Alps ile başlıyor. 2005 haziranının onüçünde ilk albümleri olan "Everything Is" i çıkaran Manchester'lı grup 2003 yılında kurulmuş. Vokal ve gitarda Sam Forrest, gitarda David Jones, basta Martin Cohen ve davulda James Galley'den oluşan grup Britanya turunda Weezer'a öngrup olurken Reading, Pukkelpop gibi festivallerde sahne almış.

Seattle' ı selamlayan, kısa zamanda Pixies, Nirvana ve Elliot Smith ile karşılaştırılan NBA, İngiliz'liğini kenara atmadan sert gitarlı "Amerikan indie"si yapıyor. Yeni bir şeyler yapmasalar da ilk albüm, Alpler'den daha fazlasını bekleyebileceğimizi gösteriyor.

Pazar, Ağustos 28, 2005

Hoş Geldin Ya Rôk Mecmuası

"Koca internette yok olacak bir site daha yapıyorsunuz!" nidaları arasında heyecanlı bir şekilde yayınına başlayan Modern Rôk Mecmuası, sizi öper.